ÜLKEMİZDE KİTAP OKUMA ALIŞKANLIĞI

akladamhv5NİÇİN OKUMUYORUZ!!!

Niçin Okumuyoruz? Okumak zor mu geliyor? Ya yazmak? O da mı zor geliyor? Neden? Aslında bu sorunun cevabını herkes biliyor ama bilmezden geliyor. Bu durumun  her gün daha da kötüye gittiğini söyleyebilirim. Neden mi? Günde yaklaşık olarak 5 saat televizyon seyreden Türk halkı, kitap okumaya yılda sadece 6 saat vakit ayırıyor! Daha da vahimi Türkiye´nin kitap okuma konusunda çoğu Afrika ülkelerinin gerisinde kalmış durumda olması. Japonya´da toplumun yüzde 14´ü, Amerika´da yüzde 12´si, İngiltere ve Fransa´da yüzde 21´i düzenli kitap okurken, Türkiye´de yalnızca on binde 1 kişi kitap okuyor.

Nüfusu 7 milyon olan Azerbaycan´da kitaplar ortalama 100 bin tirajla basılırken, 71 milyon nüfuslu Türkiye´de bu rakam 2-3 bin civarında oluyor. Birleşmiş Milletler İnsani Gelişim Raporu´nda kitap okuma sıralamasında ise Türkiye 86. sırada yer alıyor. Bir Japon bir yılda ortalama 25, İsviçreli 10, Fransız 7, bir Türk ise 10 yılda ancak 1 kitap okuyor. Türkiye´de, okuma alışkanlığı olan kişi ortalama 70 bin civarında bulunuyor.

           Okuma-yazma oranının yüksek olmasına rağmen, kitap okuma oranının ülkemizde astronomik derecelerde düşük olmasını ebetteki tek bir sebebe bağlamak mümkün değildir.

İnternet kullanımı ve Chat,  çeşitli dijital oyunlar yeni nesilin kitap okumasına engel teşkil eden alkanlıklardan bazıları… Ve onlara, ufacık bir ekrana sığdırdığımız kısa sözcükleri, gereksiz simgeleri kullandırıp dilimizden uzaklaştırmayı aşılıyor. Bu konu hakkında bir çok örnek vermek mümkündür ama daha da önemlisiÇocuklara ailede kitap okuma alışkanlığı kazandırılmaması, ezberci eğitimle gençlerin kitaplardan soğutulması, ekonomik politikalardaki istikrarsızlık nedeniyle kitap fiyatlarının yüksek olması, alım gücünün olmaması bu nedenle asgari ücretle geçinen bir kişi için bile kitabın lüks sınıfında sayılması, zorlu iş koşulları nedeniyle insanlara değil kitap okumak dinlenecek zaman dahi bırakılmaması, Tabi ki aile nedenlerin in’de sorunlarıda bu Türkiye koşullarında fazla olması nedeniyle   kitap okumanın  kültürümüzde fazla yeri olamaması, hatta ve hatta toplumda kitap okumanın kötü bir şeymiş gibi zihinlere aşılanması ve bu tür insanların mimlenmesi.

Tabii bu çok yönlü koşulların hiçbiri tek başına bu soruna neden olarak gösterilemez.

Örneğin sokakta gördüğünüz cep telefonuyla gezen her on kişiden dokuzu kitap alabilecek konumda mıdır değil midir? Bu kadar insan sigaraya, vs. gerekli olmayan pek çok şeye para ayırabiliyorsa kitaba da isterse para ayırabilecektir. Ancak onların önüne bedava kitap verseniz kapağını

dahi açmaya tenezzül etmezler. Düşünemezler bile! Bu Bizlere çok önemli bir konu gibi görülmesede bence milletimizin en çok düşünmesi gereken ve atlamaması gereken ülke sorunu olarak görebiliriz.

           Burada asıl önemli olan bu alışkanlığın toplumda yeşertilmiş olmasıdır. Çünkü gözlemlediğim kadarıyla kitap okumaya hevesi olan ve buna bütçesi yetmeyen insanların kitap kiraladığını, ya da kütüphanede okuma odalarında zaman geçirdiklerini ya da benim gibi sahaflarda gezdiklerini biliyorum. Demek ki, maddiyat ikincil bir sorun. Çünkü gerçekten kitap okuma arzusunda olan bir kişi, sigaraya ya da suya ihtiyaç duyan biri gibi önüne hangi engel çıkarsa çıksın kitaba ulaşmaya çalışacaktır. Eğer böyle olmasa idi, onlarca görme özürlü vatandaşımız, kitap okuma hevesiyle görme engelliler için kitap okunan merkezlerde vakit geçirmezlerdi. Ne de olsa ben körüm, okumak neyime, TV´nin sesi neyime yetmiyor diyebilirlerdi öyle değil mi? Sonuçta her organ gibi, beyin de bir şekilde beslenmek zorundadır. Bunu da kitaptan başka hiçbir şey sağlayamaz. Onlar artık buna inandıkları halde neden hale okumazlar anlam veremiyorum…

           Kitap okumak başlı başına bir zaman ayırma ve kendini dünyadan, çevreden soyutlama işidir. Her şeyin bilgisayarla, internetle yapıldığı; evdeki günlük yaşamın bile TV dizilerine göre belirlendiği bir zamanda bir insanın kendini böyle bir soyutlamaya sokacağını düşünmek çok güç. Kaldı ki ben bile zamansızlıktan biriken kitapları nasıl ve ne şekilde okuyacağımı iyi planlayamadığımdan çoğu zaman bir kitabı başlamadan bırakmak zorunda kalıyorum. Sorunları  tartışmak  elbette önemli. Ama yeterli değil. Örneğin kitaba ulaşabilenler, bu imkânı olmayanlara her zaman destek olabilirler.

           Özellikle bu kitap konusunda sorun çok büyük çünkü Çevremdeki insanlarla konuştuğumda gördüğüm şey insanların kitap okumadığı değil, kitap okumak istemediği oldu. hani ´ya sıkılıyorum işte istemiyorum´ şeklindeki tavır da çok yaygın ama bundan daha tehlikelisi kocaman gururlu bir gülümsemeyle “valla hiç gelemem, hayatımda hocalarımın zorlaması dışında hiç kitap okumadım, elimi de sürmem zaten” tavrıydı. Bunun çocukluktan gelme olduğunu düşünüyorum. Ergenlikte kitap okuyana yapıştırılan inek yaftası, o ortamda bulunan insanlarında hayatlarının ilerleyen dönemlerinde “kitap okumuyor” olmaktan gurur duymalarına sebep oluyor. Hiç kimse açık açık ´okumuyorum ve gururluyum´ demese bile çok bariz bir övünç kaynağı “asla kitap okumamış” olmak… Ne kadar da Kitaba ulaşamayanlara, yardımların yapılması ,çok daha önemli elbette. Ama zihniyetlerin değişmesi de bir o kadar önemli bence…

           Genelde millet olarak kitap okuma işi bize angarya gibi gelir… Okumayı alışkanlık haline getirmemiş olan bizler; sadece kitap değil, gazete ve dergi gibi yazılı basın organlarını da takip etmeyiz

Kitap okumak için boş zaman kollayan çoğu kişi, zamanı olmadığında kitap okumaya ara verebiliyor. Kitap okumayı boş zaman geçirme uğraşısı olarak gördüğümüz için, giderek kitap okuma oranlarımız düşüyor. Bununla beraber bilinçsiz yetişen yeni nesilin, ilgi alanları da kitabın çok dışında. Bununla birlikte sanki her şey eğlenceden ibaret gibi davranılması oldukça içler acısı…

         Okumayı zevkli hale getirecek doğru seçimler ve kişinin ilgi alanına göre yapacağı tercihler de okuma oranının artmasında önemlidir. Televizyonlarda halkımızı bilinçlendirme adına; sağlık, çevre ve sosyal yaşantı hakkında bir çok konuların programları yapılıyor. Dumansız hava sahası, Tema Vakfı´ nın ağaçlandırma kampanyaları gibi, kitap okuma, bilinçlendirme ve tanıtım programları yapılabilir düşüncesindeyim. Hatta bunları bir reklam gibi tanıtıp insanları sevdirmek onları hayata yeniden kazanabiliriz, kazanabiliriz çükü kitap okumayan insan kendi hayatını kaybetmiş olur…

Oysaki kitap okuma oranlarının artması için, boş zamandan ziyade özel okuma zamanları ayrılmalı diye düşünüyorum… Günlük olarak yatmadan önce 1 saat okumak bile, okuma oranlarını artıracaktır. Her kitleye ve zevke uygun kitap seçenekleri bulunmaktadır. Her gün onlarca yüzlerce kitap çıkıyor. Her biri birbirinden değerli ve güzel… Ders kitapları, aşk kitapları, toplumsal içerikli kitaplar ve daha birçok konu ile ilgili yazılmış kitaplar… Peki soruyorum: Kimler için bu kitaplar? Çıkan kitaplar kırtasiyelerin, kitap evlerinin, kütüphanelerin ve evlerimizin raflarını süslemek için mi çıkıyor?

Bence, milletçe kitap okumaya vakit bulamamaktan(!) kaynaklanıyor bu sorun. Bir dönem istikbalimiz için savaştık, iç sorunlar çıktı oydu buydu derken kitap veya müzik kültürümüz yeterince gelişemedi.
Şimdi o kadar şeyler geldi geçti ve neticesinde bu gibi şeyler gelişemedi, dolaylı olaraktan suçların, ayrılıkların, bilinçsiz davranışların temelinde yatıyor bu, cahillik. Mesela eline bir kitap alsan, okuduğunu gören her on kişiden altısı ya “İnek misin olum sen?” ya da “Filozof olacan herhalde?” tavrını koyar. Yani bu demek oluyor ki biz o kadar aşmışız ki, o kadar şeyler silip süpürmüşüz ki o okuduğun şey neyine, gereksiz demek oluyor. Kitap her gelire göre değil konusuna katılmıyorum, yani büyükşehirdeyseniz zaten kolaydır, Mesela ikinci el kitaplar var yada ne bileyim 1-2-3 liraya kitaplar satılıyor. İsteyen gider alır. Hattabedavaya dahi almak zor geliyor genelde. Yani aslında alım gücü var, ama geçim derdi, tasasıydı derken okumaya vakit yok. Bu da bir mazeret sayılır mı bilemem doğrusu, insan isterse her şeyi yapar, istemekle alakalı, kafada bitiyor. Hâşâ küçümsemek için söylemiyorum ama doğudaki bir çoban gençte okuyup, çalışıp Türkiye birincisi oluyorsa bu iş farklı demek ki. Hele büyük şehirde olanların neredeyse hiç mazereti olmamalı sınav zamanları hariç elbette kitap okunabilir. Zaten okumak bir manada orda kendini bulmaktır, gizemi aralamaktır bazen yada bir çeşit terapi yöntemi, rahatlama soyutlanmadır rutinden. Yani demem o ki, lafı eveleyip gevelemeden, her şey kafada bitiyor. Sen gönülden iste yeter ki! Biz uzun olan hiç bir şeyi sevmeyiz. Yazı yazarsın, uzun derler bakar geçerler. Kitapların kapaklarına bakılır. Ama içine bakılmaz.

Resimli ise bir kitap resmine bakılır, yazılar es geçilir. Anlayamadığımız bir diğer nokta ise okuduğumuz şeyin bir kitap olması. Bu ne demektir? Bu şu demektir. Aynı tv gibidir aslında. Sadece yazılıdır o. Tv izlerken otobüste gidemezsiniz, sahilde olamazsınız. Kitap emeklerle hazırlanmıştır. Kelimelerin anlamları bazen gizlenmiştir. Dikkatlice okumak gerekir alt metinleri görebilmek için. Biz kitapı kitap olarak değil, zaman geçirilecek bir şey olarak görürüz. Otobüste okuruz, sahilde okuruz. Kimse kusura bakmasın ama elinde bir kitap,60 kişilik otobüste kitap okumak bana göre okumak değil hava atmaktır. “Görüyor musunuz kültürlüyüm işte” demektir bana göre. Çok kızarım bu işe. Bir de sahilde olur bunlar. Alır güneşlenirken hafiften çevreye bakış atılır, devam edilir okunmaya. Tabiii buna okunmak denirse…

Okunmak diyorum çünkü asla kitap okunmaz, dışa mesajlar verilir, dış çevrede o mesajları okur. Kısaca okunan kitap değil, insandır aslında. Ben kızıyorum bu iki olaya. Ya evinde dizisini izleyeceğine, kapat tv´yi kitap oku. Tv şimdiye kadar kime ne katmışta sana katacak? Belgesel diyeceksiniz, kabul edin bir yanda dizi bir yanda belgesel var iken kim izler pumaların çiftleşmesini. Ya da magazin var iken. Dürüst olalım. Elbette şu durum vardır. Sizde kendinizi benim gibi bazı kanalları soyutlamışsanız 50kanallı kablo tv´de izlediğiniz kanal sayısı 5’i geçemiyorsa sizde izlersiniz belgesel, aynısı da yayınlanınca kapatır geçersiniz tv’yi. Biz okuyamayız. Maddiyatı geçiyorum çünkü kitap pahalı olayı bana inandırıcı gelmiyor. Neden? İçinde okuma isteği olan gerekirse yerden bulduğunu okur, gider kütüphaneye kütüphanede okur. Kabul edelim içimizde yok o istek. Belki de hayat öyle. Bir gün otobüse bindiğinizde inceleyin insanları. Göreceksiniz  Benim gördüğümü göreceksiniz. İnsanların bezginliğini, boş vermişliğini. Hem okuyupta ne yapacaksın ki?  Hayır, kendimi kurtaracağım. Fark budur…

           Arkadaşımız ne diyor? “Kitap okumayı pek sevmem. Yalnızca ilgi alanıma giren kitapları ´severek´ okurum.” Demek ki, bir insanın kitap okuma ihtiyacı; o kişinin belirli bir konuda ilgi sahibi olmasına bağlı. Yoksa insan bu hızlı yaşanan dünyada “Ya, benim muhakkak bir kitap okumam lazım” diyerek kitap okuması mümkün değil. O konuda insanın önce ilgi alanı olması gerek. Bizlerde okullarda ilgi alanı yaratacak bir öğretim sistemi yok. Biz ayrıca pek Hobi´leri olan bir millet de değiliz veya ailelerimiz bize bunu aşılamamış. İnsanlar ancak 30 yaşından sonra bazı ilgi alanlarına kaymalar yapıyor.

           En basitinden bir örnek verirsem; balık avlamaya düşkün fakat hayatında hiç kitap okumayı sevmeyen birini ele alalım. Olta balıkçılığı veya çapari ile balık avlama metotları, balık türleri vs. bilgileri içeren bir kitap eline geçtiği zaman, okuma yazması kıt da olsa, heceleye heceye o kitabı okumaya çalışır. Hele futbol fanatiklerinin günlük gazetelerde Türkiye´yi sarsan haberleri umursamayıp, o sayfalara hiç bakmadan geçip, spor sayfalarını saatlerce incelemelerini, yabancı futbolcu, hakem isimlerini adeta ezbere bilmelerine ne demeli? O nedenle neden az kitap okuyoruz demek yanlış. İnsanlar genellikle ilgi alanlarına yönelik bilgilerini tazelemek ve yeni bir şeyler öğrenmek için okur. Demek ki bizde tek eksik olan, kendimize küçükken ilgi alanları yaratmamış olmamız.

Bir öğretim görevlisine bu konu hakkında fikrini sorduğumda?  Ben kendimden örnek verirsem, bir takım roman, öykü gibi kitapları gazetelerin kitap eklerindeki eleştirilerden edindiğim merakla bazen kendimi zorlayarak okurken araştırmalarıma konu olan kitapları sahaflardan, kitapçılardan büyük bir okuma açlığı içinde aradığım gibi, bu kitaplardan birini ele geçirdim mi, o kitabı sabaha kadar okuyup bitirmeden yatağa giremiyorum. Aksi halde, kitabın içindeki bilgileri merak ettiğim için beni sabaha kadar uyku tutmaz. Bu bazen bir akşamda 600–700 sayfalık bir kitap olsa bile. Diyerek sözlerine son verdi. Bakın Üniversite bitirmiş artık üniversite bitirme çabasında olan insanları eğitmekte olan üstadımız bile halen okuma çabasında…

 HAYDİ ARKADAŞLAR! Farklı görüşlerde de olsa. Bugünden itibaren bazı şeyleri merak etmeye başlayalım… Birer bilgi küpleri olalım. Okuyalım yüreğimizi ve düşüncemizi zenginleştirelim.  Bu sorunun cevabını hepimiz nakşedelim gönlümüze. Okuyalım, YAZALIM ve PAYLAŞARAK Hayata Gülümseyelim…

http://www.peribebek.com/ilkan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir